MILLI MÜCADELE DÖNEMI TÜRK DIS POLITIKASI
Milli mücadele Hareketi’nden başarıyla çıkan Türk devleti, Lozan Antlaşması’nı, Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletleri ile eşit şartlarda imzalamış ve milletler arası alanda, bağımsız bir devlet olarak yerini almıştır. Lozan sonrasında, Yeni Türkiye, bağımsızlığına sınırlama getirecek milletler arası bağlardan uzak kalarak, barışçı bir politika takip etmek suretiyle, komşularıyla dostluk ilişkilerini geliştirmeye çalışmıştır. Bu politikanın temel ilkesi “Milletin dâhili ve harici İstiklali’nin temin edilmesi” olmuştur. Devletin, politikanın esası “ Milli sınırlar dâhilinde bulunan vatan parçalarının bütünlüğü, bölünmezliği, her türlü yabancı işgal ve müdahalesine karşı vatan toprağının savunulacağı” ve nihayet “manda ve himayenin kabul olunmazlığı” yönündeki kararlardır. Batı’nın baskısı altında bulunan İslam Ülkelerinin desteğini kazanmak için İslam faktöründen yani dini temadan da yararlanmıştır. Hindistan Müslümanlarının yarattıkları hilafet akımı belli ölçüde etkili olmuştur. Bu akım Türk tezini ve haklılığını dünya kamuoyuna duyurmakla kalmamış, Türk milletine en zor anlarında maddi ve manevi yardımlarda bulunmuşlardır. Mustafa Kemal’in talimatı üzerine Ankara hükümetinin Afganistan ile antlaşma imzalaması, Suriye ve Irakta ki direniş yanlış kişilerle iş birliğine girmesi İngiltere ve Fransa’yı tedirgin etmiştir. Atatürk’ün İslam faktörünü kullanması İngiltere ve Fransa üzerinde etkili olmuştur. Atatürk, Milli Mücadele’nin bütün Doğu milletlerinin (“mazlum milletlerin”) uyanışına örnek oluşturduğu inancındaydı yapmış olduğu bu hareketlerle
Birinci Dünya savaşı sonunda Osmanlı Devleti’ne ait topraklar itilaf devletleri tarafından işgal edilirken, halkı Müslüman olan Osmanlı toprakları üzerinde de Batılı devlerin kontrolünde, bir bakıma tabii sınırlar dikkate alınmadan yeni bazı devletler kurdurulmuştu. Bugün Ortadoğu’da sıcak savaşın aralıksız devam etmesinde sömürgeci emeller uğruna yapılmış olan bu taksimat olayının da büyük payı bulunmaktadır. Zira yüzyıllardan beri müşterek değerler etrafında bütünleşmiş olan Arap dünyası sınır ve kaynakların dağılımı yönüyle ihtilaflı biçimde bazı aileler arasındaki mevcut ve muhtemel anlaşmazlıkların temelinde yatan sebeplerin başında kuruluş biçimleri gelmektedir. Suriye, Lübnan, Filistin, Irak, Ürdün, İran, Arabistan yarımadasında Mekke vb yerler bu ailelere taksim edilmiştir. Birinci dünya savaşı sonunda İngiliz nüfuzundan kurtulmuş olan İslam ülkeleri arasında Afganistan ilk sırayı almaktadır. Özellikle Emir Amanullah’ın İngiltere’ye karşı kazandığı başarıdan sonra 8 Ağustos 1919’da Ravalpindi Antlaşması ile istiklalini elde etmiştir.
Anadolu’da Milli Mücadele’nin başladığı sırada İslam dünyası Batılı devletlerin nüfuz alanları veya mandası konumunda bulunuyordu. Buna rağmen İslam ülkelerinden bazıları Türklerin Anadolu’da başlatmış olduğu Milli Mücadele hareketini maddi ve manevi bakımından desteklemişlerdir. Nitekim Atatürk, 1920 yılında “ Bu halk hareketidir ve alem-i İslam’ın yardımına da istinat ediyoruz. Türkler son müstakil Müslüman milleti olduğu gibi müstakil kalacaktır. Diğer yerlerdeki Müslümanlar da düşmanlarımıza karşı mücadele edeceklerdir. Bunlar ekseriyetle İngiliz idaresindedirler. Türk Milleti Haçlı hareketinin son savletine maruz bulunmaktadır. Fakat İslam dünyasının yardımına dayanmaktadır” ifadesini kullanmıştır. Milli mücadele de Hindistan ve Türkistan Müslümanlarının göndermiş oldukları yardımlar belgelerle sabittir. Bu dönem de Türk – Afgan Dostluk Antlaşması 1 Mart 1921’de imzalanmıştır. Diğer İslam ülkelerin ekseriyeti o sırada manda ve yarı manda konumda bulunmaları yanında Batılı devletlerin tahrikleri sonucu İslam ülkeleri ile münasebetler çok ağır seyretmiştir. Anlaşma ile iki ülke arasında ciddi bir dostluk sağlandığı gibi Türkiye’nin eğitim alanında Afganistan’a yapması öngörülmüştür. İki ülke arasında “ebedi” bir dostluk ilişkisi sağlanmıştır. Görüldüğü gibi Lozan sonrasındaki on yıllık devrede Türkiye Batılı devletlerle olduğu gibi İslam ülkeleri ile de dostane münasebetler kurmuş oluyordu.
|