BU KUBBELER ALTI BU
Üniversite okuyan bir kişi olarak benimde zaman zaman insanları, giyinişi ve dış görünüşüyle değerlendirdiğim olmuştur. Kişiliğini tanımadığım, düşüncelerinin ne olduğunu bilmediğim kişileri olumsuz şekilde yermişimdir. Bunun ne kadar yanlış bir bakış açısı olduğunu sizlere bir kıssayla anlatmak istiyorum. Tabi şunu da eklemem gerekmektedir ki içimizden kıssada geçen büyüğümüzü sevmeyenler olabilir. Burada hitap edilen sözcük kesinlikle mecaz anlamdadır.
Evet arkadaşlar, sizlere ilk duyduğumda benimde şaşırıp nasıl bir söz bu dediğim bir gerçeği anlatıyorum. Bu sözü değerli üstat Necip Fazıl Kısakürek, üniversite öğrencilerine bir gün Sultan Ahmet Camiinde namaz kıldıktan sonra avluda söylemiş.
Başta söylediğim gibi gerçek olmuş bir olay. Hem de şu an devletimizin başında bulunan değerli bir şahsiyetin hayat hikâyesinden bir kesit. Ülkemizde altmış sekiz kuşağı denilen kuşağın yaşandığı yıllarda gerçekleşen bir olay. Ülkemiz Avrupa kültürünün etkisinde sürüklendiği yıllar. İnsanlarımız, özelliklede öğrencilerimiz o kültürün etkisinde kalmışlar. Eski Türk filmlerinde olduğu gibi İspanyol paçalı pantolonlar, uzun fauller, uzun saçların moda olduğu yıllar. Bir gün üç arkadaş Sultan Ahmet Camiine namaz kılmak için gittiklerinde Necip Fazıl Kısakürek’i safta otururken görmüşler. Caminin çıkışında bekleyip elini öpmek istemişler. Namaz kılınmış, dualar edilmiş ve cemaat yavaş yavaş camiden çıkıp dağılmaya başlarken Necip Fazıl’ın elini öpmek için bekleyen üç üniversiteli arkadaş Üstat’ın yanına yaklaşırlar. Üstat’ta gençleri görünce tebessüm edip onların yanına yaklaşır, gençler elini öpmek için eğilirler ama üstat elini öptürmek istemez, sonra Necip Fazıl Kısakürek şöyle bir gençleri karşısına alıp tepeden tırnağa süzer önce camiye bakar, kafasını kaldırıp kubbeyi süzerek gençlere döner ve “Bu kubbelerin altı bu züppelerle dolduğu müddetçe bu ülke ilelebet ileriye gidecektir”der. Şimdi o gençlerin arasından bir öğrenci devletimizin en büyüğü olmuş yaşayan bir gerçek konumundadır.
|