UNUTULAN ÖLÜM
Zaman ne çabuk geçiyor. Her şey daha dün gibi, hatıralar taptaze. Daha dün gibi çocukluk, daha dün gibi gençlik….. daha dün gibi. Bir telaşa kapılıp yol alırken hayatta dönüp geriye bakıldığında, her bir şeyin çok çabuk olup bittiğini görmek mümkün.
Geçen yıllarda seksenlik nineme “hayatın nasıl geçti” diye sordum. O da bana “sanki bir gün gibi çabucak geçti” dedi. Aslında seksen yıllık bir ömür çokmuş gibi gelir ama hiç de öyle değil galiba. Ninemden bu cevabı alınca aklıma bir hadis geldi. Hadiste insanlar ölüp de öbür dünyaya göçtüklerinde melekler “dünyada ne kadar kaldınız” diye sorunca ölen kişiler de “bir gün ve ya bir günün bir kısmı kadar kaldık” diye cevap verirlermiş .
Zaman kavramı o kadar aldatıcıdır ki uzun gibi görünse de çok kısadır ve çabucak bitiverir. Ne yazık ki bu ömür hiç bitmeyecekmiş gibi gelir. Ve dünya ebedi kalınacak bir yermiş gibi algılanır. İnsanlar da bu düşünceyle çalışıp didinirler.
Hızlıca akıp giden, kendini unutturan zaman gibi ölüm de unutuldu. İnsanlar ölüm hiç uğramayacakmış gibi düşünmekte. Ta ki en yakınlardan birileri ölerek ayrılıp gidinceye kadar. Kısa süreliğine ölüm kavramı hayatımıza girmekte, sonrasında ise her şey eski haline dönmektedir.
Modern dünyada ölüm o kadar uzak ki, kapı komşumuz ölse cesedi kokuncaya kadar duymuyoruz. Bir de toplu ölümlerde ölümü konuşur hale geldik. Mezarlıklar hayatımızdan çıkıp şimdilerde şehrin en uzaklarına bir yerlere yerleştiler. Artık bayramlarda ziyaret olunan mekanlar bile değiller. Ölümü unuttuğumuz gibi ölmüşlerimizi de unuttuk. Çok köklü bir geleneğimiz olduğu halde mezar ziyaretleri unutuldu.
Artık cenaze işlemleri eskisi gibi meşakkatli olmamakta; her şey tek elden halledilmektedir. Ölen kişinin yıkanması, kefenlenmesi, bu işle uğraşan şirketler tarafından kısa bir şekilde yapılmakta. Sonrasında cenaze, kimseler görmeden cenaze arabasıyla hızlıca mezarlığa götürülmekte ve toprağa verilmektedir.
Ölüm hayatımızdan çıkınca onun acısını paylaşmak da çok gerilerde kaldı. Yas geleneklerimiz bir bir yok olmaya başladı. Cenazesi olan aile acısı ile baş başa kalmaktadır. Komşular, akrabalar, arkadaşlar taziye amaçlı dahi olsa acıyı paylaşmaya yanaşmamakta. Taziyeye gelenlere bir yemek ikramı yapmaktan taziye yerine gidip biraz oturmaya kadar birçok geleneğimiz de unutulan ölümle birlikte unutuldu. Hele bir de ölen garibansa vay haline. Burada Yunus’un şu kıtasını zikretmeden geçmek büyük bir eksiklik olacaktır: Bir garip ölmüş diyeler
Üç gün sonra duyalar
Soğuk suyla yuyalar
Ben garip bir bencileyim
Ölüm unutulduğu için çoğu zaman hazırlıksız yakalanıyoruz. Sevdiklerimizle vedalaşmadan onlarla helalleşmeden dünya terk ediyoruz. Bazı şeyleri yapamadan içimizde burukluklar kalarak her şey iç içten geçmiş olarak terk ediyoruz fani dünyayı. Kimsenin bir saniye sonrasının garanti olmadığı şu hayatta sevdiklerimize, yakınlarımıza, daha fazla ilgi ve sevgi göstermek için gecikmemek temennisiyle.
|