SULTAN ALP ARSLAN’IN SAHSIYETI
Sultan Alp Arslan dinine çok bağlı idi. Onun “Adil Sultan” ve “Fetih babası” unvanları Hıristiyanlar dahi kabul etmişti. Hükümdarlar tarihine ve dini ilimlere meraklı idi. Divanında fakirlerin isimleri ve maaşları yazılı olup bunları aksatmadan öderdi. Ramazan fakirlere 15,000 dinar dağıtırdı. Sarayında fakirlere yemek dağıtan ve günde elli koyun kesilen aşhanesi vardı. Emir, bey ve askerlere büyük ziyafetler verirdi.
Rekabetler ve dedikodular karşısında tesirlere kapılmazdı. Bir gün Nizamül-mülk aleyhinde bir şikâyeti okuduktan sonra vezirine “Eğer doğru söylüyorlarsa ahlakını düzelt; eğer iftira ediyorlarsa onları af eyle ve bu gibi şeylerle uğraşmaya vakit bulamamaları için onları mühim işlerle meşgul et” demiştir
Alp Arslan, hâkimiyet ve saltanatlarının Sünniliğin zaferine bağlı bulunduğuna ; “kaç defa söyledim; biz bu ülkeleri silah kuvvetiyle aldık. Temiz Müslümanlarız ve bid’at bilmeyiz. Bu sebeple Allah halis Türkleri aziz kıldı.” İfadesiyle Selçukluların bu iman ve siyasetlerini belirtirken ilahi bir vazife ile hareket ettiklerine de inanıyordu.
Devlet işlerinde istihdam ettiği vazifeliler hakkında da çok titiz davranırdı. Erem Bey, farkına varmadan, Batıni bir katip kullandığı için sultan onu azarlamış ve böyle gizili hüviyet ve maksatlarla çalışan müfrit Şii ve Batini fesadının devlet ve din için teşkil ettiği tehlikeyi iyi kavramıştı
İslam aleminde eğitim birliğinin sağlanması ve Sünni inancın öğretilip yayılması için büyük gayret göstermiştir.
İlk Selçuklu medresesi Tuğrul Bey zamanında Nişabur’da yapılmış; Sultan Alp Arslan’ın da 1067’de Bağdat’ta yaptırdığı Nizamiye medresesi büyük merasimle açılmıştır. Diğer bazı şehirlerinde de yapılan medreseler vakıflarla yaşatılmış, tahsili meccanileştirilmiş, müderrislere ve talebeye maaşlar bağlanmıştır.
Sultan Alp Arslan mühim imar faaliyetlerinde de bulunmuş ve İmam-ı Azam’ın türbesini yaptırmıştır. Allah rahmet eylesin
|